16 Mart 2026 Pazartesi

NE SAVAŞ NE BARIŞ



Yarısı çöl, yarısı şiir olan bir ülke.


1979 İslam devrimi İran ile ABD arasındaki kırılma noktası, jeopolitik bir savaşın başlangıcıydı.


Temel çatışma ABD, İran’ın nükleer silah üretmesini engellemek istiyor. İran ise kendini ancak nükleer ile korunma altında hissettiğinde ısrar ediyor.


İnternet ve yabancı basın engeli İran’ın bu durumu ciddiye aldığını gösterir. ABD’nin Abraham Lincoln uçak gemisini İran sularına yaklaştırması, arı kovanına çomak sokmak olarak algılandığından iki tarafında alanlarını daraltıp geri çekilmeyi düşünmemesi çatışma ihtimalini artırıyor.


Çünkü İran’ın geri çekilmesi için ABD’nin öne sürdüğü şartlar tam bir kapitülasyon listesi. Bu yüzden de İran lideri ülkede savaş karşıtı topluluklara hain gözüyle bakıyor.


İran stratejik manada nükleere sahip olmakla karşı karşıya kaldığı yüksek enflasyon, daralan petrol ihracatı olumsuzluklarını kapatmaya yetmeyecek gibi görünüyor.


Bize yansıyanlar ise çemberin iyice daraldığı, kaynaklar ve kültür açısından bu kadar zengin bir ülkede ekonomik zorluklardan korunmayan toplulukları yavaş yavaş birkaç yıl önce öldürülen Mahsa Amini’nin zamanlarına götürüyor. Başörtüsünü doğru takmadığı için dini polis tarafından öldürülen kız “Kadın, Yaşam, Özgürlük “ hareketini anımsatıyor.


Washington’ta İran’da gerçekleşebilecek bir rejim değişikliği alkış alırken ABD ile petrol tekellerinin arasında yaşanan çatışmalar Exxo Mobil CEO’sunun Venezüella’ya yatırım yapılamaz çıkışı ile arşa dayandı. Senatörlerin “Tarihin olağanüstü bir anındayız. Önümüzdeki altı ay içinde İran, Venezuela ve Küba’da rejimlerin düştüğünü; yerlerine Amerika Birleşik Devletleri ile dost olmak isteyen hükümetlerin geldiğini görmemiz tamamen mümkün” diye demeç vermesi sürpriz olmasa gerek.


Bekleyip göreceğimiz polyannacılık yapamayacağımız dönemlerden geçtiğimiz kesin.#iran #abd #jeopolitik #dunyasiyaseti #nukleer #ortadogu #politikanaliz #uluslararasipolitika #siyasetyazisi #deneme #yazi #yazar #gundem #strateji #kureselpolitika #toplum #dusunce #analiz #iranpolitics #geopolitics #middleeast #globalpolitics #internationalrelations #nuclearpolitics #worldaffairs #politicalanalysis

BİR ZAMANLAR TAYLAND

 

Bir zamanlar televizyon ekranlarında Tayland parlamentosunda çıkan kavgaları izler, “Bir ülkede meclis böyle mi olur?” diye söylenirdik.Sandalyelerin havada uçuştuğu, milletvekillerinin birbirine fiziki müdahalede bulunduğu görüntüler bize uzak, hatta biraz “egzotik” gelirdi. Demokrasi kültürünün zayıflığına bağlar, kendimizi daha olgun bir siyasal geleneğin içinde görürdük.


Oysa bugün dönüp kendi ülkemize baktığımızda, TBMM çatısı altında yükselen tansiyon, sert söz düellolarından, fiziki itişmelere kadar varabiliyor. Dün eleştirdiğimiz tabloya bugün daha mesafeli bakamamak, aslında üzerinde düşünmemiz gereken bir mesele.


Demokrasi sadece sandık değildir; aynı zamanda tahammül, sabır ve karşıt fikre saygıdır. Farklı düşünceler elbette çarpışacaktır, ama bu çarpışma fikirlerle olmalıdır, bedenlerle değil. Bir ülkenin siyasal olgunluğu, kriz anlarında gösterdiği sükûnetle ölçülür.


Belki de asıl soru şudur: Başkalarının kavgalarını izlerken hissettiğimiz o eleştirel bilinç, kendimize ayna çevirdiğimizde de aynı netlikte mi?


“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”Meclisin varlık sebebini ve sorumluluğunu hatırlatan en temel ilke olarak hatırlanmalıdır. Çünkü meclisin görevi susturmak değil tartışmaktır, tabi ki tartışma şiddete dönüşmeden.


Demokrasi yalnızca çoğunluk gücü değil, aynı zamanda kriz anlarında soğukkanlılık sınavıdır.Söylenenlere katılmamak sözü yarıda kesmek için sebep oluşturmamalıdır.


Meclis kavgalarının bir günde ortaya çıkmadığını, genellikle kutuplaşma, sert dil ve güven eksikliği birikiminin sonucu olduğu göz önüne alınırsa çözümün de siyasi dilin yumuşaması ve müzakere tekniklerinin uzlaşma için kullanılması  üzerine odaklanması gerekir.



#demokrasi #siyaset #meclis #tbmm #siyasikulturu #tartisma #saygi #tahammul #fikir #toplum #dusunce #yazi #deneme #yazar #edebiyat #politikyorum #siyasetyazisi #toplumsalbakis #kamusalalan #democracy #politics #parliament #publicdebate #freedomofspeech #society #politicalculture #dialogue #civicdiscussion

NOBEL PAZARLIĞI VENEZÜELLA’DA BİTER

 


ABD emperyalizminin Küba Devrimi’nin yıldönümünde planladığı Venezüella müdahalesi’nin bir tesadüf olduğuna kimse inanmaz. Bu emlak pazarlığı dünya siyasetine bomba gibi düştü. Venezüella’da ki istikrarsızlık, Grönland’taki stratejik boşluk bir güç gösterisine dönüştü. Bu süreç Nobel ile taçlandı nasıl mı?


 Nobel Komitesi’nin kararına göre ödül bir kez verildikten sonra başka birine devredilemez, paylaşılamaz veya geri alınamaz. Durum böyle iken Venezüella’lı muhalif lider  Machado 16.01.2026 tarihi itibari ile, Trump’a teşekkür etmek amacıyla kendi Nobel Barış Ödülü madalyasını sembolik olarak ona takdim etti.


Tüm dünyanın belirsizlik ve korku içinde izlediği film oynayanları yazma aşamasındayken Trump ile Nobel Barış ödülünün bir arada anılması bile çağdaş siyaset alanında bir başarı gibi mi görülüyor? Bence Nobel artık yalnızca “barış” değil, hangi barış anlayışının değişimini de meşru kabul edildiğini ilan etti.


Trump’ın politik çizgisinin elbette ki, tehdit dili, yaptırım siyaseti olduğu düşünüldüğünde, tam da bu noktada asıl Trump politikalarının barış politikaları olarak görülmesinin kanıtıdır. Barış, barış rolünde olmaya evrilme paradoksuna girdi.


Trump’ın Venezuela ve Grönland söylemleriyle Nobel tartışmasının kesiştiği yer tam burasıdır. Tehditkâr bir dış politika ile barış ödülünün aynı cümlede anılabilmesi, uluslararası sistemin ne kadar aşındığını gösterir.


Barış artık savaşsızlık değil; direnmeyen bir dünya talebidir. Trump’ın dili bu talebi açıkça dile getirir: “Ya uyum sağlarsın ya bedel ödersin.”


Bu yaklaşım Nobel’in ruhuna aykırı gibi görünse de, çağın ruhuyla uyumludur. Güçlü olanın düzen kurduğu, zayıf olanın “istikrarsız” ilan edildiği bir dünyada barış, güçle tesis edilen sessizliktir.


Bugün Trump, Nobel almadı.


Ama Nobel çoktan Trump’ın dünyasına yaklaştı.


#nobel #siyaset #dunyasiyaseti #venezuela #abd #trump #uluslararasipolitika #jeopolitik #gucpolitikasi #baris #nobelbarisodulu #analiz #deneme #yazi #dusunce #politikyorum #dunyagundemi #strateji #sistem


KAFKA OLMAK



İnsanın kendini anlamsız, baskıcı, tekinsiz ve çıkışsız bir düzenin içinde hissetmesini anlatır. Mantığı var gibi görünen ama insanı ezen, açıklanamayan bir durum.


Bu nasıl mı çalışır?


Ortada suç vardır ama ne olduğu bilinmez.


Kurallar vardır ama kimin koyduğu bilinmez.


Bireyler büyüyen sistemde giderek küçülür.


Masumiyet anlamsızdır.


Eskiden haberlerde bir iyi bir de kötü haber işitirdik. Kötü haberlerimiz dünyaya dair, güzel haberler insana dairdi. Bu sıralama size hayat kötü olabilir ama bu geçici, ardından güneş mutlaka açar mesajı içindi. Artık haber saatleri kötü haberlerin türevleri ile sürüp gidiyor.


Tahammül eşiği göz önünde yıldız gibi parlıyor. Her ne kadar görmekte imtina etsekte. Çünkü hepimiz kafka olduk. Sabah alarmlarıyla uyanmıyoruz artık. Ya da kuş seslerinin havayı çınlatan sesleri ile. Suç beklentisi ile uyanıyoruz. Herkes suçlu, herkes temkinli ajan filmlerinin figüran oyuncuları gibi yaşıyoruz. Nasıl işlediğini bilmediğimiz bir sisteme dahiliz, ama dilini bilmediğimiz için itiraz edemediğimiz. Açıklama beklerken prosedürler içinde boğulmamıza müsaade edildi. İnsan olmanın numaradan ibaret olduğu gözümüze sokuldu.


Zamanın içinde tekrarlanan her şey insanoğluna önce şaşırma hakkı bırakmaz, ardından da itiraz etme gereği. Bu ise normal olmayı tehlikeli hale getirir. Nasıl mı?


Adaletsizlik için olur böyle şeyler demeyi; yalnızlık için güçleniyorum aldatmasını; yorgunluk için hayat böyle geciktirmesini alışkanlık haline getirip, bir süre sonra uyku ile uyanıklık arasında reklam araları gibi yaşarsınız. Çünkü uyanmak için bir amacı kalmayan toplumlar çürümeyi hissederler ama kokuya o kadar alışmışlardır ki.


Pişmanlık geç kalmış bir olgunluk bir ahlak olduğundan yapmanız gereken zamanında yüzleşemediğiniz herşey ile yüzleşmeniz gerekir.


#kafka #franzkafka #edebiyat #deneme #yazı #modernhayat #varoluş #düşünce #toplum #sistem #adalet #insanlık #felsefe #okumak #yazar #yazarlık #edebiyatsözleri #düşünmek #metin #kitapsever


27 Şubat 2026 Cuma

FRAGMAN

 



Yeni yılın sadece rakamlardan ibaret olduğunu anlaman için ne kadar zaman geçti çok merak ediyorum. O kadar parlak ışık, geri sayma seremonisi senin gözünü ne kadar parlatabildi.


İnsanların fikirler, düşünce biçimleri değişmeden yıl değiştirerek neyin ne kadar değişebileceğini zannediyorsun.


Dün yapmadığını bugün sırf beş altı oldu diye mi değiştireceksin. Zaman senin ertelemelerin için kullandığın zarif bir bahane olabilir ancak.


Gerçek ne merak ediyor musun? Değişmeyen insan için yeni yıl olamaz. Var olan hayatının aksi vardır sonsuz sayıda.


Neden mi? Çünkü yeni yıl sana irade getirmez. İrade direnerek elde edilir.


Dün kaçtığın gerçek, bugün de yüzleşemediğin iradesizliğindir.


Bu senin için kötü olduğunu bildiğin bir alışkanlıktan vazgeçememen, bir insandan uzaklaşamaman ya da seni çıldırtan işinden ayrılamamak olabilir. Bırakmanın kaybetmek değil bazen kendini aslında bulmak olduğunu anlamak için iradeni sarsman gerekir.


Bazen değişmemek bir karar olabilir. Ama bedeli ödenmeye hazırlanılmış bir karar.


İdare etmek sevmediğin işe şimdilik, sevmediğin insana o böyledir deyip geçiştirmektir yıla başlarken hatırlatayım dedim. Benden söylemesi.


Bir de sessiz kalıp ta anlaşıldığını düşünecek kadar hayatın ucuna tutunanlar var aramızda. Çatışmadan kaçınmak için sustuğunuzda bir süre sonra unutulabileceğiniz anlamına gelir.


Hayatınıza görüldü atmanın bahanesini başkalarında aramayın. Neyse fragman yayınlandı zaten dünyanın ve hayatın yeni yılda nasıl olacağına dair izlemenizi tavsiye ederim. Belki bu sefer farklı bir son yazılır


#YeniYıl

#İrade

#Değişim

#Yüzleşme

#KişiselGelişim

#Alışkanlıklar

#Cesaret

#Bırakmak

#KendiniBulmak

#HayatDersi

#Farkındalık

#Sorumluluk

#İçselGüç

#Sessizlik

#Gerçekler


YENİ YIL MI TUFAN MI

 

Yeni yılın getireceklerinden korkmak yerine karşılayacağımız güzelliklerle heyecanlanalım demek adet olmuş. Ama zaman algımızın bile olması gerekenden kat kat hızlı geçtiğinin bilimsel olarak açıklandığı bu günlerde mutluluğun bir dilim çikolataya sığdırılmış olması affedilemez.


Mutluluk evrensel ise dünya üzerinde herkesin bu mutluluktan eşit derecede pay alması gerekirken demeyeceğim onun yerine mutluluk bugüne kadar nasıl evrim geçirmiş ona bakalım.


Sevgili antik çağcılar; Sokrates, mutluluğun kendini bilmekle başladığını; Platon, ruhun uyumu olduğunu; Aristoteles, bir yaşam biçimi olduğunu,


Hellenistik dönemciler; Stoacılar, kontrol edemediğini kabullenmek


Orta çağcılar; malumunuz, ilahi mutluluk


Modernciler; Bentham, en çok sayıda insana en çok haz; Descartes, tutkuların akılla yönetilmesi.


Varoluşcular; Sartre, hazır verilmez yaratılır; Nietzsche, anlamın asıl önemli olduğunu


Gelmek istediğim noktaya geldik.


Çağdaşcılar , Erich Fromm ise mutluluğun sahip olmakta değil, olmakta olduğunu, sevmek, üretmek ve paylaşmak mutluluğun ta kendisidir demiştir.


Derdim aforizma yapmak değil elbette. Derdim mutluluğun bize vermek istedikleri değil bizim tamamlayabildiğimiz şeyler olduğunu naçizane hatırlatmak.


Her ne kadar sabrın sabırsızlandığı, mahremiyetin ayıp olduğu, kısalan cümleler, kelimeler ile doğru kavramının dönüşebildiği bir yılı geride bırakırken; kalabalıklar içinde bile yalnızlaşan insanlar ordusunun artacağı, hiç kalp kırmayan chatGPT dostluklarının kalıcı olacağı bir yılı karşılıyoruz.


Ne olursa olsun top yuvarlanırken mutlaka bir düzlük bulup nefes alacaktır. Kendimizi aramaktan vazgeçmediğimiz sürece hep bir umut olacaktır.


Mutlu yıllar.


#Sokrates

#Platon

#Aristoteles

#Stoacılık

#Varoluşçuluk

#ErichFromm

#Felsefe

#Mutluluk

#YeniYıl

#AnlamArayışı

#İçselYolculuk

#ZamanınRuhu

#ModernÇağ

#Umut

#OlmakVeSahipOlmak