27 Şubat 2026 Cuma

FRAGMAN

 



Yeni yılın sadece rakamlardan ibaret olduğunu anlaman için ne kadar zaman geçti çok merak ediyorum. O kadar parlak ışık, geri sayma seremonisi senin gözünü ne kadar parlatabildi.


İnsanların fikirler, düşünce biçimleri değişmeden yıl değiştirerek neyin ne kadar değişebileceğini zannediyorsun.


Dün yapmadığını bugün sırf beş altı oldu diye mi değiştireceksin. Zaman senin ertelemelerin için kullandığın zarif bir bahane olabilir ancak.


Gerçek ne merak ediyor musun? Değişmeyen insan için yeni yıl olamaz. Var olan hayatının aksi vardır sonsuz sayıda.


Neden mi? Çünkü yeni yıl sana irade getirmez. İrade direnerek elde edilir.


Dün kaçtığın gerçek, bugün de yüzleşemediğin iradesizliğindir.


Bu senin için kötü olduğunu bildiğin bir alışkanlıktan vazgeçememen, bir insandan uzaklaşamaman ya da seni çıldırtan işinden ayrılamamak olabilir. Bırakmanın kaybetmek değil bazen kendini aslında bulmak olduğunu anlamak için iradeni sarsman gerekir.


Bazen değişmemek bir karar olabilir. Ama bedeli ödenmeye hazırlanılmış bir karar.


İdare etmek sevmediğin işe şimdilik, sevmediğin insana o böyledir deyip geçiştirmektir yıla başlarken hatırlatayım dedim. Benden söylemesi.


Bir de sessiz kalıp ta anlaşıldığını düşünecek kadar hayatın ucuna tutunanlar var aramızda. Çatışmadan kaçınmak için sustuğunuzda bir süre sonra unutulabileceğiniz anlamına gelir.


Hayatınıza görüldü atmanın bahanesini başkalarında aramayın. Neyse fragman yayınlandı zaten dünyanın ve hayatın yeni yılda nasıl olacağına dair izlemenizi tavsiye ederim. Belki bu sefer farklı bir son yazılır


#YeniYıl

#İrade

#Değişim

#Yüzleşme

#KişiselGelişim

#Alışkanlıklar

#Cesaret

#Bırakmak

#KendiniBulmak

#HayatDersi

#Farkındalık

#Sorumluluk

#İçselGüç

#Sessizlik

#Gerçekler


YENİ YIL MI TUFAN MI

 

Yeni yılın getireceklerinden korkmak yerine karşılayacağımız güzelliklerle heyecanlanalım demek adet olmuş. Ama zaman algımızın bile olması gerekenden kat kat hızlı geçtiğinin bilimsel olarak açıklandığı bu günlerde mutluluğun bir dilim çikolataya sığdırılmış olması affedilemez.


Mutluluk evrensel ise dünya üzerinde herkesin bu mutluluktan eşit derecede pay alması gerekirken demeyeceğim onun yerine mutluluk bugüne kadar nasıl evrim geçirmiş ona bakalım.


Sevgili antik çağcılar; Sokrates, mutluluğun kendini bilmekle başladığını; Platon, ruhun uyumu olduğunu; Aristoteles, bir yaşam biçimi olduğunu,


Hellenistik dönemciler; Stoacılar, kontrol edemediğini kabullenmek


Orta çağcılar; malumunuz, ilahi mutluluk


Modernciler; Bentham, en çok sayıda insana en çok haz; Descartes, tutkuların akılla yönetilmesi.


Varoluşcular; Sartre, hazır verilmez yaratılır; Nietzsche, anlamın asıl önemli olduğunu


Gelmek istediğim noktaya geldik.


Çağdaşcılar , Erich Fromm ise mutluluğun sahip olmakta değil, olmakta olduğunu, sevmek, üretmek ve paylaşmak mutluluğun ta kendisidir demiştir.


Derdim aforizma yapmak değil elbette. Derdim mutluluğun bize vermek istedikleri değil bizim tamamlayabildiğimiz şeyler olduğunu naçizane hatırlatmak.


Her ne kadar sabrın sabırsızlandığı, mahremiyetin ayıp olduğu, kısalan cümleler, kelimeler ile doğru kavramının dönüşebildiği bir yılı geride bırakırken; kalabalıklar içinde bile yalnızlaşan insanlar ordusunun artacağı, hiç kalp kırmayan chatGPT dostluklarının kalıcı olacağı bir yılı karşılıyoruz.


Ne olursa olsun top yuvarlanırken mutlaka bir düzlük bulup nefes alacaktır. Kendimizi aramaktan vazgeçmediğimiz sürece hep bir umut olacaktır.


Mutlu yıllar.


#Sokrates

#Platon

#Aristoteles

#Stoacılık

#Varoluşçuluk

#ErichFromm

#Felsefe

#Mutluluk

#YeniYıl

#AnlamArayışı

#İçselYolculuk

#ZamanınRuhu

#ModernÇağ

#Umut

#OlmakVeSahipOlmak


22 Aralık 2025 Pazartesi

YENİ HOBİ ŞİDDET





Dünyanın gelecekteki sorunu ne iklim sorunu ne yaşlanan nüfus ne de azalan kaynaklar olacak.


En büyük sorunu “ ŞİDDET” olacak.


Şiddet alışkanlıkla değil, kontrol kaybıyla ivme kazanır. Başka dil bilmeyen insanların başvurduğu yoldur. Sessizliğin itaat olduğunun düşünüldüğü topluluklarda etkindir. Müsamaha gösterilirse düzenin size getirdiği bir ayrıcalıktır. Çünkü şiddet uygulayan kendini suçlu hissedecek mekanizmalara maruz bırakılmaz.


Çocuk yetiştirmekten başlayarak yetişkin yaklaşımına kadar defalarca elimi sürdüğüm bu mesele üstünü örtmeye çalıştığımız bir balon olarak büyümeye devam ediyor.


Mağduriyetlerin kendi içlerinde yaşandığı, hayat böyle işte denilip geçildiği kafalarda, hayır kelimesinin para ile kullanıldığı zanneden insanların şiddet alevini körüklediği toplumlar oluşuyor.


Filmlerde defalarca izlediğiniz para ile adam öldürülen sahnelerine benzer, Bosna Savaşı sırasında Saraybosna'da yabancı zenginlerin, para karşılığı Müslüman sivillere yönelik "keskin nişancı safarisi" ne her gün yeni iddiaların eklenmesi insan doğasının bu yanının kabul edilebilir olduğunu göstermiyor maalesef. Aksine bu ise apayrı bir şiddet.


Bir de ekonomik buhranın strese, onun da şiddete neden olduğu istatiksel bir gerçek var.  Toplum dinamiklerinin yaşam formlarını olumlu tetikleyebilmesi için asgari geçim standartlarının sağlanması gerekmektedir.


Bu bir zorunluluktur.  Çünkü hayal kırıklıklarının hayatının bir standartı haline gelmiş insanlar bu duygularını öfkeye çevirir. Öfke de karşılığını çoğu zaman bağımlılıkta ya da şiddette bulur.


Avrupa ülkeleri bu tür şiddet eylemlerini en aza indirmek için ücretsiz psikodestek merkezleri açmayı uygun gördü.


Ülkemizde şiddet unsuru olarak erkekleri ön planda gördüğümüz için kadınlar için düşünülebilen her şeyin erkekler için de uygulamaya geçmesi fark yaratabilir. Zira hobi ve spor merkezleri ile insanları daha çok –kadınları- üretime teşvik ederek daha empatik bir toplum üretmek hedefleniyor. Ancak bu konunun kadınlarla sınırlı kalması problemleri tek taraflı çözmeye çalışmak gibi geliyor bana.


Öncelikle şiddet tüm dünyada halk sağlığı olarak özümsenip, paraprofesyonellere, okul ve aile içi eğitime odaklanarak çözülebilecek uzun soluklu bir yoldur.

BUMERANG 1984

Avusturalya yerlilerinin kanguruların kafasını karıştırmak için kullandıkları alettir Bumerang.


Dünyada düzgün giden bir şeyler bulmak için ülkeleri mikroskop altında incelemeniz gerekiyorsa bu kelime size oldukça fazla şey anımsatacak.


O kadar çok şey o kadar kısa zaman aralıkları ile gerçekleşiyor ki George Orwell’ın dediği gibi insanlar her şeyi yutuveriyorlardı ve yuttukları onlara zarar vermiyor, tıpkı bir tahıl tanesinin bir kuşun bedeninden geçmesi gibi, ardında kalıntı bırakmıyordu.


Tam da bugün Trump Gold Card’ın ayrıcalıkları kitaptan bir sayfa gibi önümüze açılıyor.


Zenginliğin bir ayrıcalık olarak kalmasını arzu eden nice insan eğer kalkarsa hiyerarşik düzenin altüst olacağının farkında. Yine 1984’de yazdığı gibi boş vakit ve güvenlik haklarından herkes aynı ölçüde faydalanırsa, normalde yoksulluktan aptallaşmış olan çoğu insan okur yazar olacak ve kendi başlarına düşünmeyi öğrenecekler.


Cehalet güç olarak kullanılmaya devam edildikçe tarihsel değişim dünya olarak karşımıza defalarca kez başa döndürecek bizi aynı bumerang gibi. Farklı kişilerle, farklı zamanlarda, farklı para birimleri ile.


Ortak olan şey ise hiyerarşik düzen aynı kaldığı sürece iktidarda kimin olduğunun uzun vadede hiçbir önemi yok.


Bir milyon doları olan herkes ABD’ye gidip istediği gibi yaşayabilir diyor Trump Gold Card ama aksi takdirde bu hiyerarşiye dahil olmayanlar son beş yıllık sosyal medya paylaşımlarını bile dökülmek zorunda bırakılacaklardır.


En çok ta kendini özgür sayanların en iyi köleler olduğunu unutmadan, dünya üzerinde artık insanların gözüne soka soka, sakınılmadan, arka kapılara gerek duyulmadan hiyerarşik düzenin korunma çabalarının karşılığını bulmaması gerekir.


Aksi takdirde yaklaşık MÖ 10.000’    e dayanan kalıntılarda bulunmuş olan bumerang görevini yerine getirecek, tarih, bize görmek istemediklerimizi göstermeye devam ederek aynı sirkülasyonu yaşamaktan şikayet etmeye bile vakit bulamadan ömrümüze son verecektir.

16 Aralık 2025 Salı

AZ ORTA İYİ PİŞMİŞ

 



AZ, ORTA, İYİ PİŞMİŞ


Sekiz dakikanın bir buçuk saate sığdırıldığı bir an hayal edin.


Milyonlarca insanın haberi olmadan saniyeler içinde ölme ihtimali %60.


Louis Brandeis’in söylediği gibi, üç çeşit yalan var. Yalan, kuyruklu yalan ve istatistik.


İstatistik, ölümün üzerine uyarlandığında önemini kaybeder. Neden mi?


Bir savaş filmini düşünün ki yüzlerce insanın öldüğünü gördüğünüzde gözünüzden bir damla yaş akmaz. Ama başrol oyuncusu öldüğünde “hayatını kaybetmiş olur”


Ekranda yıkımın gurur verici örneklerini, insanoğlunun en ironik yanlarını kaleme alarak aktaran yönetmenlerin, dünyanın kazara yönetiliyor olmasına gösterdikleri tepkiyi saygıyla karşılıyorum.


Bu filmlerin gişe rekorları kırmasını ise her izleyenin “iyi ki o ben değilim”i görüp rahat nefes almasına bağlamıyor değilim.


Felaket konusu listenin başındakiler olan uzaylılar, katil hayvanlar, zombiler değil beni etkileyebilecek olan insanın ve sebep olduklarının ta kendisidir.


“Dinamit Dolu Ev” filmi tam da buna örnek bir film. Dont Look Up’tan sonra ki favorim oldu.


İletişim engeli ile oluşturulmuş siyaset, duygusal zararların seçim kaybettirdiği bir sosyal medya, lojistik koşulların yaptırımları, ülkelerin bağımlılık içinde bağımsızlık ilan etme çabaları sonucu, bir fitille ateşlenebilecek savaşların ne kadar yakın olduğunu anlatmak ta film yönetmeni ve senaristlerine düşüyor.


Söz konusu; kazara ya da kasti olarak atılan bir nükleer bomba,  kimin dahi attığı bilinmeden karşılık vermeye hazırlanan başkanın önüne menü olarak verilen bomba ateşleme seçme “mecmua”sı filmin en ironik sahnesidir bence. Başkan hangi bölgedeki insanları bombalamalıyım diye sorumlu askere sorduğunda, asker, başkanım ben bölgeleri az, orta ve iyi pişmiş olarak ayırıyorum diyerek dünyanın kocaman bir menü kartelası olduğunu ortaya seriyor.


En ikonik sahnesi ise seçtiği bombaların ateşlenmesi için, şahsına münhasır, lazım olan şifrelerin yazılı olduğu küçük kağıdı dolarların içinden hem de cebinden çıkarması.


Varın siz düşünün ki o menü başkanın sürekli yanında dolaşan askerin çantasında orada oraya gidiyor.


Yani herkes filmin ismindeki gibi dinamit dolu bir evde yaşıyor.#zeuskız #dunyayafarklıbak #dynamiteofhouse #filmhayattır #film 

18 Ekim 2025 Cumartesi

YAPAY ZEKA PSİKOZU

 


Yapay zekanın bilinçli olduğu algısı korkutucu neden mi ?

Ona danışıp; ilişkilerini onun tavsiyesine göre ayarlayanlar,işinden istifa edenler, mahkeme dilekçesi dahi yazdıranlar var.

En büyük sorun bunları ona danışmak da değil tabii ki. Ona danışıp devamını gerçek kişi ve kurumlarla getirememektir.

Yani gerçeklikle bağlantıyı koparmaktır.

Dr.Suzan Shelmerdine bir gün doktorların alkol ve sigara alışkanlığını sorduğu gibi yapay zekayı da ne kadar kullandığını soracak diyor. İşlenmiş Gıda’nın zararları gibi işlenmiş bilginin de beyine zararları tartışılacak.

Prof.Andrew Mcstay’in “Empatiyi Otomatikleştirmek” adlı kitabında dediği gibi”Varmış gibi görünse de hisleri yok, empatileri yok, sevemiyorlar, hiç acı çekmediler ve hiç utanmadılar.

Dr. Google yapay zekanın şimdi yaptığı işleri daha masumane yapıyordu. Çünkü bir tıp doktoruna soracağınız bir soruyu Google’a sorduğunuzda ipuçları ve önerilerde bulunurdu. Yapay zeka gibi korkutmazdı ya da görmezden gelmezdi. Yapay zeka mevcut psikolojik sorunları olan veya olmaya meyil etmiş insanların mental durumunu daha da kötüleştiriyor. İşte buna ChatGPT psikozu diyorlar.

Şu anda bir çok insan gerçeklikle bağlantısını kopardığı için hastanede tedavi altında Euro News haberine göre .

Ortak noktaları doğru hareket etmedikleri halde ChatGPT onları övmeye,zihinlerinin tamamen sağlıklı olduğunu söylemeye devam ediyordu .

Yani dalkavuk ChatGPT, kullanıcı hatalı bile olsa onu onaylamaya devam ediyordu.

Sohbet botların yaş doğrulama yapmaması 18 yaş altı kullanıcıları ekstra tehlikelere atıyordu.

Çünkü kendimi kötü hissediyorum New York’taki en yüksek köprü nerededir?diye soran bir ergene, köprüleri listeleyecek kadar fütürsuz olduğundan en sonunda ChatGPT “kritik anlarda” vereceği tepkiyi iyileştirmek için ruh sağlığı ve gençlik gelişimi uzmanlarından oluşan bir danışma kurulu kurduğunu açıkladı.

Kim bilir belki ChatGPT bu yönde bile evrilebilir.

2 Mayıs 2025 Cuma

YARAMAZ OLMAK

 


“Bizler yalnızca düşlerin yapıldığı maddedeniz ve bizim küçük yaşamlarımız uykuda dolaşmaktır. “


Neden dünyanın sunduğu nimetlerden şükranla yararlanmayı seçmek yerine kendine ve etrafındakilere cehenneme çeviren bir insan olmayı seçmekte mecbur hissediyorsun kendini.


Her şeyi dert etmeyi bırakın. Kafanıza göre çizdiğiniz profillere uymuyor diye kimseyi suçlayamazsınız. Onunla birlikte yaşıyor olsanız bile. 


 Uyum;yetenek ve önsezi işidir. Sizi anlamak isteyenlere kendinizi anlatmak ihtiyacı duyup duymayacağınızı da siz belirleyeceksiniz. Aile dışından ise görüşmek mecburiyetinde olmadığınız insanlar ise bir anlatır iki anlatır üçüncüsünde ne halin varsa gör diyebilirsin. Ya da yan yana akan iki nehir gibi ara sıra suları karıştırır, yolunuza devam edersiniz. Bunu bu kadar trajik yapmak senin seçimin.Eğer aileden ise zamana bırakmak en kolayı karşı karşıya geleceğiniz şahsi menfaatler içinde olmamaya özen göstermek sizin güvenli alanda tutmaya yetebilir. 

 Etrafınızdaki insanların size değer vermesini bekleyerek zaman ve emek harcamayın. Bir gün yaşayacak olsanız böyle yapar mıydınız üzerine düşünün. Asla düşündüğünüz kadar vaktiniz yok dünya üstünde bana sorarsanız.


“İnsanın bu dünyada mücadelesini verdiği amaçlar üçtür, ne daha çok ne daha az; sevgi ve zevk( kama), güç ve başarı ( artha), adil düzen ve ahlaki erdem (dharma”)”


Neden insan, yaşamına temel olacak somut bir şey aradığında dünyayı dolduran gerçekleri değil de, karşıdakinin kendisine nasıl davranması gerektiğine odaklanır.



“Çevremizde ve kendimize olanları bilmeden ve anlamadan, bilmeceler ve bilinmezler denizine batmışız.”

Schopenhauer


Alıntılar, Tanrıların Maskesi kitabından.

Foto by #eriyckam

#love #hayat #zeuskiz #zeuskizile  #dontlookup  #metaverse #world #notfunny #funny   #dunyayafarklibak #hayat #umursa #ilgilen #odaklan #kaybolma #yenidünya #senyarat #olsunvarsin #senve #doludolu #uykuyaazzaman #uyuma